3 Mart 2013 Pazar

Runtalya 2013

Gogus No 14
Maraton Fuari
Antalya Maratonunda bu 5. yilim oluyor. Duzenli kosmaya basladigim ilk yillardi ve Antalya Maratonuna da 10K ile basladim. Sonraki sene cok sicak bir havada Yari Maraton kostugumda bir daha bu mesafede kosmak mi diye kendime soylendigimi hep anlatirim. Buna ragmen ertesi yil ilk tam maratonumu bu parkurda  kosmustum. Gecen sene de tam maraton kosarak 2013'e gelmis ve yine tam maraton gogus numarasi ile start kuyrugunda, start'a 10-15 dakika kala en arkada isinma sonrasi sogumamak icin kisa kisa geriye dogru kosup, yine start blogunun arkasina gelerek tanidiklarla hos bes ediyorum.

Bu sene hakkiyla maraton antrenmani yapmamis olmamdan dolayi ve Nisan'da kosulacak Iznik ultra maratonuna hazirlik olmasi babinda yipranmadan ama cok da yayilmadan 42K'yi bitirmek icin start kalabaliginin en arkasindan sakin bir tempoda, en son start alan kisi olarak, birazdan start alacak olan 10K kosuculari da arkada birakarak cikiyorum.

Gecen senelerin aksina bu sene 21 ve 42K birlikte 9.00'da start aldi, 10K ise 9.15'de alacak. Gecen yillarda gec baslayip oglen sicagina kalan yari maratoncular boylelikle erken bitirecek ama 4 saat kosup gelen maratoncular buyuk olasilikla sessiz bir finish gorecek. Benim gibi 3:30'dan sonra gelen maratoncular parkur boyunca duyamadigi alkisi bu sene finish'de de goremeyecek. Hala bekleyen kucuk azinlik son metre sprintleri icin maratonculari cesaretlendiremiyor olacak. Sonu bastan soyleyeyim, son 5 senenin cevreden en az ilgi goren maratonu oldu. Parkurun cam piramide cekilmesiyle Lara Plaji tarafinda turist yogun oteller bolgesine gelmeden donuluyor olmasi ve start zamanlarinin degistirilmesi onemli etken oldu. Finish'in merkezdeki stadyumdan cam piramide alinmasiyla az da olsa ilgi gosteren Antalya halkinin ilgisini de bitirdi. Hal boyle iken 42 uzun K ve 4 saatlik kosu yine kendi kendini eglendiren kosucular arasinda gecti.

Ben planladigim gibi nabzi izleyerek 160 ustune cikmadan ilk yariyi ortalama 5:20 pace'le 1:54'le donup, bulutlarin dagilip gunesin kendini daha fazla hissettirdigi ikinci yarida artan vucut isisiyla, ne luzum var kendimi kasmaya modunda ortalama pace 5:34'e cekerek 3:55 ile Antalya'daki 3. toplamda 6. tam maratonu sessiz sedasiz bitiriyorum. 

Maraton Rota 
42K splits 
Urkunde

22 Şubat 2013 Cuma

adidas vigor 2

Son birkac yilda kosu sporunun yayginlasmasi ile beraber perakende ayakkabi saticilari raflardaki model sayisini artirdi. Saticilar bu talebe tepkiyi sadece model sayisini artirmakla degil fiyatlarda ciddi artislar yaparak da gosterdi. Sezon basinda profesyonel bir ayakkabi 300 liralari hatta ustunu gormeye basladi. 3-6 ay icinde antrenman omrunu tamamlayan bir ayakkabi, maliyeti cok dusuk bir spor diye ovundugumuz tezimizi de curutmeye basladi. 

Model sayilari artmaya basladi demis olsam bile Amerika ve Avrupa ulke vitrinlerindeki cesit sayisinin yanindan dahi gecemiyoruz. Yeni modelleri ise en erken 1 yil sonra begenimize sunuluyor ya da hic goremiyoruz secenekler icinde. 

Adidas Vigor 2 TR bunlardan biri, sadece internet sayfalarda gorebildigimiz Adidas'in trail kosu segmentinde urettigi hatta Vigor 3'u dahi cikardigi bir model. Adidas gibi bir buyuk marka sadece Kanadia modelini getiriyor Turkiye'ye. O da her magazada dahi bulunmuyor. Vigor 2'yi Amerika'ya giden bir arkadas getirdi. Magaza ya da internet satis kanalina gore, 45-60 dolara alinabiliyor. Takip edilebilecek indirim imkanlariyla 30 dolara dahi dusuyor fiyat bu modelde. Bizde ise Kanadia 4, 150-200 lira civarinda.



Yurt disi ya da internetden ayakkabi almanin en riskli yani ayaginiza uyup uymayacagi, hele ki burada benzeri olmayip herhangi bir magazada deneme imkani yoksa. Bereket benim ayaklar neutral olup numarasi dogru sectigimde hic sorun olmadi.

Gelelim detaylara. Adidas kanadia modellerinde de oldugu gibi, taban okce kisminda kucuk bir kuruk var ki, ozellikle okce basanlar icin ve yokus inislerde tutusu artiracagi kesin.
Topuktan one dogru kocaman adidas yazisi hem gorunum hem de farkli bir dizayn yaratilmis olmasi acisindan gorsel bir ayricalik. Renkler cok uyumlu.
Ayakkabinin dili deriz biz hani, dil uzerinde ki bantda acilan 3 kanal altindan bagciklari gecirerek, bagciklarin baglandiginda ayak kavrama daha iyi saglanabiliyor.
Farkli noktalardaki bagcik delikleri ayagin on kisminin kullanilmasiyla ayagin daha siki sarilmasi saglanabilir. Boylelikle ayagin ayakkabi icinde kaymasi onlenebilir. Tirnaklarin ayakkabiya surtunup morarmasini onleyebilecek onemli bir avantaj.
Bir trail ayakkabidan beklenen en onemli ozellik her turlu zeminde, (toprak, camur, islak, kayalik, egimli inis ya da cikis) iyi tutus saglamasi. Taban malzemesi yumusak ve yeterli tirnakli yapisiyla bu beklentiyi yeterince karsiliyor
On kisim parmaklarin rahat hareket edebilecegi kadar genis. Ayrica onden alinabilecek darbelere karsi taban malzemesi burnun ucuna kadar cikarilmis.

Bu fiyata bu ayakkabiyi amerika'ya gidip gelen arkadasin hayrina tepe tepe kullanirim bende.

20 Şubat 2013 Çarşamba

Ekmek ve Oyunlar






1926 doğumlu, halen hayatta olan Alman edebiyatının en önemli 20. yüzyıl yazarlarından sayılan Siegfried Lenz'in 1959 yılında kaleme aldığı, uzun mesafe koşucusu Bert Buchner'i anlattığı orjinal adı ''Brot und Spiele'' olan romanını, Ayşe Sarısayın ''Ekmek ve Oyunlar'' adıyla 2008'de dilimize çevirmiştir. 

Siegfried Lenz, II. Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde geçen romanında, başarıyı mutlaklaştıran modern toplumda insan varoluşuna ayna tutuyor. Lenz, yarışmanın başkalarıyla değil, kendiyle yarışmak anlamına geldiği, insanın tek rakibinin yine kendisi olduğu bir toplumun, bireyi içine düşürdüğü açmazı deşiyor. Tutunabilmek için yarış, rekabet ve mutlak başarıyı olmazsa olmaz sayan modern toplumun acımasız yönünü, daha 1950’lerde spor dünyasından çarpıcı bir örnekle gözler önüne seren Ekmek ve Oyunlar, çağdaş romanın öncülerinden Lenz’in en seçkin yapıtlarından sayılıyor

İlk sayfadaki Japon atasözü aslında tüm hikayeyi özetler. ''Yüz mil koşması gereken biri, doksanıncı milin yarısı olduğunu düşünmelidir.'' demiş japon ataları. Orta-uzun mesafe koşu tecrübesi olan hiçbir koşucu buna itiraz etmez sanırım. Roman Bert Buchner'in parlak bir kariyer sonrasında, ilerlemiş yaşlarında cıktığı 10.000m yarışının start anını anlatarak, ''Bu kez kazanmayacak. Katılması bir hataydı.'' gibi karamsar cümlelerle başlar. İlk sayfalarda start alan bu yarış, Bert'in hayatının birçok anına tanıklık eden, onu tanıdıktan sonra en yakın arkadaşı olan bir spor yazarı tarafından, ara ara geçmişe dönük olaylar, tekrar yarışa dönülerek anlatılır. Yarışa katılan 8 atletin içinde en yaşlısı olan Bert'in bu son yarışı nasıl bitirdiği son sayfaya, son cümlelere kadar taşınır.

17 Ocak 2013 Perşembe

velosipet ile bir cevelan

Sene 1890, II. Abdulhamit donemi, Osmanli Imparatorlugu dagilma surecindedir. Doguda Rus savasi biteli 10 yili ancak gecmis, batida Yunan ile gerginlikler vardir. Hemen her cephede siyasal, ekonomik sorunlarin yasandigi, 600 yillik imparatorlugun parcalandigi, yoklugun kitligin yasandigi zamanlarda gazeteci olan Ahmet Tevfik ve kimligi kesin belli olmayan bir arkadasi velosipet ile bir cevelana cikar. Yani bisikletle seyahata cikar.

Ahmet Tevfik'in arkadasi 2 haftalik velosipet egitimi alarak, dolayisiyla acemi haliyle, Galata rihtimindan Mudanya'ya vapurla gecerek seyahate baslarlar. Rota Bursa ve civarini velosipet ile turlamaktir. Ahmet Tevfik seyahat oncesi tum rotayi calismis, ugranilacak, gezilecek, konaklanacak yerleri planlanmistir. Mudanya'dan, Bursa'ya, sonrasinda Aksu, Inegol, Yenisehir dolasilarak tekrar Bursa'ya donulur ve Istanbul'a yine Mudanya'dan vapurla gecilir.

Aylardan Temmuz'dur. Tum seyahat gunes altinda sicak gecen gunlerde yapilir. Icilebilir su konusunda hayli hassas olan Ahmet Tevfik bu yuzden hicbir cesmeyi, su kaynagini ya da serinligi kacirmaz. Tarihi yerleri, otelleri, mesire alanlarini, gazinolari, baglari bahceleri dogal guzellikleri, rota uzerindeki yollarin yapisini anlatir.


Seyahat cizelgesi
Seyahat bittikten uzun sure sonra, 1900  yilinda, Ahmet Tevfik bu seyahatini kitaplastirir. Gunumuz diline ise Cahit Karya ve Nezaket Ozdemir tarafindan cevrilmistir.
Orjinal kitap kapagi
O gunlerde velosipetin cok yaygin bir alet olmadigini bilen Ahmet Tevfik kitabin sonunda bir klavuz verir. Bisiklete nasil binilir, inilir, yokus asagi, yokus yukari nasil gidilir, fren nasil kullanilir ve butun bunlarin nasil ogrenilebilcegini anlatir.
Bu bolumden bazi kesitler:
... Bisiklete binen, bisiklete ciddi bir sevgiyle baglidir. Iste o sevgiyi egilimi ile ogrenir. Eger bu duygudan yoksun olursa, ogreninceye kadar cektigi sikintilari, doktugu terleri unutarak ondan zevk alamaz. Ogreninceye kadar dedik: evet velosipede binmeyi ogrenmek pek kolay taninmis ise de, oyle ayaklari yerden keserek, bisiklet ustundekini, ya da ustundeki bisikleti suruklercesine birkac kilometre gitmekle kuskusuz ogrenilemez. Tatli bir mesakkat, eglendirici bir yorgunluk hissedilmelidir. Jimnastik gibi sonucsuz ve yalniz beden gucunu artirmakla, kuvvetlendirilmekle kalmaz, zamaninda saatler alan yollari on dakika bir ceyrek icinde yorgunluk hissetmeden bitirir, tamamlayiverir.
Nedendir bilemem, velosipet sozu acildi mi onu uzatir giderim. izterim ki olabildigince ogrenilsin; bir yere bir mesireye gitmek isteildigi zaman, sozlesmeden, daima yolda birkac bisikletliye rastlansin. 
.... "Vucudunu dengede tut, on tekerlegin yonunu sasirma, dumeni iyi tut, ayakarini serbest birak, pedallar ustune gereginden fazla abanma, vucudunun ust bolumunu ayaklarina bagli tutma" uyarilari ile onu izlediginiz zaman arkadasinizin yavas yavas alistigini gorursunuz. Az cok iyi bicimde yurutmeye baslarsa siz de yoresinde dolasarak yol alirsiniz. Bu durum gercekten meraklidir. Yavrusunu ucuran kirlangic gibi hem anlatir, hem de yoresinde doner durursunuz. Eger kaza eseri dusecek olursa ondan daha cok siz telaslanirsiniz.
Cahit Karya cevirisi on kapak
Cahit Kayra cevirisi arka kapak
Nezaket Ozdemir cevirisi on kapak
Nezaket Ozdemir cevirisi arka kapak

Aydan Celik ve Ertan Aycetin bu seyahati tekrarlayarak "Seyyahlarin Izinde-Velosipet ile bir Cevelan" serisiyle belgesel haline de getirmis ve gorsel hale getirmistir. Ayrica bolge belediyelerinin destegi ile ayni rota 3 gunluk bir bisiklet turuyla da anilir.

achilles tendon

!!!   UYARI  !!!!
Yazi sonundaki cerrahi mudaheleyi gosteren resimler rahatsiz edebilir.


Aşil Tendonu

Yunan mitolojisinde Achilles, tanrica Thetis ve olumlu Peleus'un oglu, yari tanridir. Anne Thetis yari tanri olan ogluna olumsuzluk kazandirmak icin, olumsuzluk nehri Styx'de yikamasi, ancak suya elini degdirmemesi soylenir. Thetis oglunu sol topugundan suya batirarak yikar. 

Homeros'un Ilyada destaninda Yunan mitolojisinin en buyuk savascisi olan Achilles, efsaneye gore olecegini bile bile, Helen'i geri almak icin Truva savasina katilir ve tesadufen sol topugundan zehirli bir okla vurularak oldurulur. 

Bacagin baldir kaslarini topuga baglayan tendona Asil Tendon'u (Achilles Tendon) denir. Bu yuzden ayagin ust kas grubuna bagi saglayan en onemli parcalardandir. Ruanda soykiriminda Hutular, Tutsileri oldurmekten yorulup kacmamalari icin Asil tendonlarini kesmislerdir. 

Asil Tendon rahatsizliklari:
- bolgedeki sanci, sislik ya da duyarlilik,
- Ayagin kisitli hareket ettirilebilmesi,
- parmak ucunda yukselindiginde agri,
- sicrama veya kosma sirasinda hassasiyet, agri,
- en kotusu yirtilma olunca ayak yerden kalkmaz, parmaklar hareket ettirilemez.

Asil tendon agrisina, tendonda kismi yirtiklar sonucu olusan iltihaplanmalar neden olabilir. Asil Tendon iltihabi ani ve agir egzersiz hareketi, ani depar, ani durma, ani ziplama, yeterli isinmama, uzun suren yokus yukari kosular, tepe tirmanislari sebep olabilir.

Asil tendon kismi yirtilmalarda, antrenmanlara ara verip, tendonun az kullanildigi yuzme yapilmali, tendonu guclendirirci fizik tedavi uygulanmalidir. Tam yirtilma ise cerrahi mudahele ile 4-5 ay suren bir tedavi ile mumkundur. Ameliyat sonrasi yaklasik 2 ay ayak alcida kalir ve sonrasinda 2-3 ay boyunca tendonu guclendirici fizik tedavi uygulanir. Ciddi sikintili bir donemdir.

Tam yirtilma, Turkiye'de cok yaygin olan hali sahalarda isinmadan yapilan aktiviteler sirasinda cok sik rastlanir. 

Asagida fitness salonunda parke uzerinde ani hareketler yapan fitness hocamin tendon yirtilmasi sonucu gecirdigi operasyon fotograflarini onun izniyle veriyorum. Hayatini spor yaparak-yaptirarak kazanan, kaslari her gun hareket eden, sicak olan bir spor adami bunu yasayabiliyorsa, bizim gibi amator sporcularin dikkatini cekmek adina, cok da ic acici olmayan bu operasyonu gormek yararli olabilir.  





!!! Dikkat !!!
Asagida cerrahi mudaheleyi gosteren resimler rahatsiz edebilir. 



























16 Ocak 2013 Çarşamba

kosmak

Fransiz yazar Jean Echenoz'un 2008 yilinda cikan ve orjinal adi "Courir" olan kitabini, Mehmet Emin Ozcan "Kosmak" adiyla turkceye cevirdi ve ilk baskisi Ekim 2012'de yapildi.
On kapak
Kitap, ikinci dunya savasi sonlarindan baslayarak Cekoslavak atlet Emil Zatopek'in hayatini anlatiyor. O yillarda calistigi Bata ayakkabi fabrikasinda itilip kakilmasindan alip, hic istemeden basladigi spor hayatini, o donemde yasanan soguk savasin etkileriyle bu kisa kitapta ozetliyor.

Arka kapak
Kitabi elime aldigimda sayfalarini bir one bir arkaya cevirip, bu mudur dedim kendi kendime!!! Koskoca Zatopek, uzun mesafe kosu tarihi denince 50-60 yil sonra bile adindan soz ettiren bu babayi anlatmak bu kadarcik bir kitapla olur muymus? O ki 20. yuzyilin en buyuk atletlerinden biri unvanini almis ve butun bunlar 84 sayfalik bir kitapciga sigdirilmis. Ancak kitabi okumaya baslayinca akici dil oyle hizli surukluyor ki, o yillarda insan ustu bir hizla kosan Emil'e de boylesi daha cok yakismis diyebiliyor okuyucu. 

1922 yilinda, Cekoslavakya Koprivnice'de dogan Zatopek'in, ikinci dunya savasi yillarinda Alman zulmu ve sonrasinda gelen Rus baskisi hayatini da yonlendirir. Savas sonrasi Bata ayakkabi fabrikasinda, kendine verilen isleri yapamayip bir gorevden digerine atilirken, istemeye istemeye, zorla bir yarisa sokulur. Boylece baslayan uzun mesafe kosu hayati, takip eden yillarda once ulke, sonra dunya rekorlari ve dunya, olimpiyat madalyalarini, kendine dunya capinda bir un getirir, ta ki 1957 yilinda spor hayatini noktalayana kadar. Finlandiyali atlet Paavo Nurmi'yi ornek alan Emil, kendine has antrenman yontemleri gelistirir ve o gunlerde kimsede olmayan bir teknikle kosar. Yorgun oldugunda dinlenmek yerine, daha zor kosu antrenmanlari yapilmasi, yorulmaya baslarken son kursunlarinda atilarak temponun artirilmasi gerektigine inanan Emil, rekor kirdigi kosularin hemen hepsinde en hizli kostugu anlar, kosunun son kilometresi ya da son 400m'sidir. Yarislarda bir hizlanip bir yavaslayan Zatopek rakiplerini alt ust eder. Bazi 10.000m yarislarinda ikinciye 4 tur bindirdigi olmustur. Kosarken o gunlerde bilinenin aksine kollarini omuzlarina kadar sallar, kafasi saga sola yuvarlanir, yuz ifadesi ise iskence goren birini andirir. Yuz ifadesinin nedeni soruldugunda verdigi cevap "yaptigi isin jimnastik ya da artistik buz pateni olmadigidir". 



Emil Zatopek'in kirdigi onlarca rekor, kazandigi yarislar disinda kilometre tasi denebilecek, kendini tarihe "Emil the Terrible" ya da "Cek Lokomotifi" olarak yazdiran bazi onemli basarilari: 

1948, Londra Olimpiyat oyunlarinda 10.000m'de birinci olup altin madalya aldiginda, bu mesafede kostugu sadece ikinci yaristi.

1951, 20km'yi 1 saatin altinda kosan ilk atlet. En hizli kostugu kilometre en sonuncusudur.

1952, Helsinki Olimpiyat oyunlarinda 5.000, 10.000 ve Maraton dallarinda altin madalya kazanirken, Olimpiyatlardaki en uzun bu 3 mesafeyi 7 gun icinde kosmus, daha once hic denemedigi maratonu son dakika karariyla ve ilk defa Helsinki'de kosmustur. Daha ilginci, bu uc kosuda da Olimpiyat rekorunu kirmistir.

1954'de 10.000m'de 29 dakika barajini kiran ilk atlet.

Sporu biraktigi yillarda, Cekoslavak halkinin Rus baskisina karsi gosterdigi direnis sonrasi, Rusya askeri mudahele ile ulke yonetimini ele gecirir. Direnise destek veren Emil'den kendisine verilen askeri unvanlarin hepsi ve pasaportu geri alinir. Nukleer santralde radyoaktif parcaciklarin ruzgarda ucustugu en tehlikeli islerde calistirilir. 6 yil sonra onu daha da asagilamak icin copculuk gorevi verirlir ama bu ters teper. Herkes onu tanimaktadir, cop arabasinin arkasindan gulerek kosan Emil'i mahalle halki hergun alkislariyla karsilar. Bunun uzerine hemen bu isten alinip, Jeolog egitimi almis olan Emil'e kirsalda telefon diregi cukuru acilmasi gorevi verilir. Sonunda kendisine zorla imzalatilan belge ile affedilir ve Prag'da bir arsive atanir. Olsun der, yumusak basli Emil, arsivcilikten otesine layik degilmisim.



Kitaptan bazi kesitler de vereyimki,  istahiniz biraz daha artsin:

.........
Zaten spordan hic hazzetmez. Bos zamanlarinda aptalca top pesinde kosan kardeslerine ve arkadaslarina neredeyse kucumseyerek bakiyor. Bazen onu oynamaya zorladiklarinda, bedeni istemese de oyuna katiliyor, beceremiyor, kurallardan bir sey anlamiyor. Ilgileniyormus gibi davraniyor, top gelmesin diye baska yerlere bakiyor, zaten topun nereye gidecegini de bilmiyor. Ve eger sanssizlik sonucu top ayagina gelirse Emil ondan kurtulmak icin herhangi bir yone dogru, cogunlukla da kendi kalesine dogru, buyuk bir tekme savuruyor.

Iste boyle, Zlin yarisina Emil hic mi hic ilgi duymuyor, zorunda kaldigi icin, istemeye istemeye katiliyor, bu angaryadan elinden geldigince kaytarmaya calisiyor, ama bosuna. Her defasinda, yaris disi kalmak icin, depardan bir saat once ayak bileginde ya da dizinde aci veren bir yarayi one surup topallamaya basliyor, ama bosuna, doktorlari hic kandiramiyor. Yarisa girecek, sart. Iyi bari, giriyor. Emil'in sporu sevmemesinin bir baska nedeni de bedensel idmanlari bosuna zaman kaybi ve ozellikle de bosa masraf olarak gorup bunlardan hoslanmayan babasi: Emil bu huyunu ondan almis. Ornegin kosu, gercekten de daha berbat bir idman yoktur: kesinlikle bir ise yaramiyor, bununla da kalmiyor, diye belirtiyor Emil'in babasi, ayrica fazladan taban yamasi masrafi cikardigi icin aile butcesinde delik aciyor.
...........

...........
Birkac ay sonra Finlandiya'da yeniden kendi onbin metre rekorunu oyle yerle bir ediyor ki izleyiciler ilk sonuclar aciklandiginda inanamiyor ve agizlari acik kaliyor. Rekor derecesi ilan edildiginde hic yavaslamadan yirmi bes dakika suren bir cosku gosterisi kopuyor. Sessizlik saglandiginda Emil sanki hicbir sey olmamis gibi dortyuz metre kosucusu hizinda seref turu atiyor. Ve her zaman oldugu gibi onu kutladiklarinda, bunun pek buyuk bir sey olmadigini soyluyor, zaferini pistin kalitesine, kuzey ulkesi ikliminin ideal sicakligina bagliyor. Ayrica, diye ekliyor, bireysel basarilarin hic onemi yoktur. Onemli olan emekci kitleleri stadyumlara cekebilmektir. Iste onemli olan bu. Tabii, Emil, tabii bu buyuk dusunce sana yucelik kazandiriyor.
............


11 Ocak 2013 Cuma

year end reports















2013 onemli aktiviteler

İznik Ultra          130K, 21:15
Runtalya               42K,  3:56
Çekmeköy Gece  45K,  6:50
Samsun YM         21K,  1:45
Avanos YM         21K,  1:50





2012 onemli aktiviteler:
Geyik kosusu        28K,  3:05
Antalya Maratonu 42K,  3:52
Iznik ultra              60K,  7:40
bozcaada YM        21K, 1:52
cekmekoy ultra      60K,  9:05
cayirova YM         21K,  1:46
berlin maratonu     42K,   3:36
eymir YM             21K,   1:46
avrasya maratonu  42K,   5:05 (charity run)



















2011 onemli aktiviteler:
geyik kosusu       14K, 1:30
antalya maratonu 42K 3:44
bozcaada YM      21K 2:07 (charity run)
berlin maratonu   42K 3:42


















2010 onemli aktiviteler:
antalya YM 21K, 1:46
avrasya       15K, 1:13